Makale Detay Üstü
Abdulbaki Akbulut

Abdulbaki Akbulut

Mail: akbulutabdulbaki@gmail.com

TOPLUM OLARAK MÜTHİŞ BİR SINAVDAN GEÇİYORUZ

TOPLUM OLARAK MÜTHİŞ BİR SINAVDAN GEÇİYORUZ

İnsan iki olduktan sonra başladı her şey.  Toplum diye tabir edilen kavram medeniyete evrimleşirken büyük sancılar çekildi. Büyük savaşlar, açlık, hastalıklar her zaman  medeniyete dönüşmenin ve olmuş muyuz sorusunun tekrar insana hatırlatılmasının bir aracı olmuştur. İnsan bu afetler karşısında fikren evrim geçirerek oldum dediği her noktada ne kadar yanıldığını anlamış ve tekrar üzerindeki tozları silkeleyerek medeni olma ve medeniyet kurma yolunda yürümeye devam etmiştir. Örneğin Tarihin gördüğü en büyük tsunami bizim yüzyılımızda yaşandığından hepimiz buna şahit olduk. 2004 yılında Hint Okyanusu’ndaki Sumatra Adası açıklarındaki 9.0 büyüklüğündeki deprem sonunda 230.000 kişi hayatını kaybetti ve 2 milyona yakın insan evsiz kaldı. Sizce bu afet sadece ölüme mi sebep olmuştur, tabii ki hayır. 1914 - 1918 yılları arasında Tifüs bakterisini taşıyan bitlerin neden olduğu salgın savaşın beraberinde getirdiği bir olguydu. Avrupa ve Asya'da 25 milyon kişi hastalandı ve özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Batılı ülkeler salgına neyin neden olduğunu daha hızlı anladı ve bitlerden kurtulmak üzere önlemler alındı. Doğu ülkeleri ise daha geç önlem aldı ve bu nedenle dünyanın bu kısmında çok daha fazla sayıda insan hayatını kaybetti. Güncel bir sorun olması nedeniyle sizce bu salgın sadece insan kayıplarına mı sebep olmuştur. Dünyamızın daha doğrusu insanın muhatap olduğu bu tip süreçler sadece insanı yok etmekle kalmamış aynı zamanda kalanlara psikolojik olarak müthiş izlerde bırakmıştır.

Ancak bizler hiçbir zaman ders almadık. Bu kadar afetin varlığına ve bize yüzyıllarca verdiği mesaja rağmen  neden sorusunu kendimize sormadık. Evet bu soruyu başkalarına, başka toplumlara sanki sebebi onlarmış gibi sorduk ancak kendimizi yani aslında asıl sebebi hep unuttuk. Bir deprem zararlı hale gelmişse ortada onun sonuçlarını ölümcül hale getiren yapılaşma vardır. Bir selin sonuçlarının ölüme evirilmesi için ortada ciddi ihmaller olması gerekir. Bir salgın hastalığın ölümcüllüğünün şiddetlenmesi için, şayet başlatılmışsa vicdansız insanlara, kendi doğası gereği ortaya çıkmışsa ihmalkar insanlara ihtiyacı vardır. Yani insan! Yani sen! Sen nasıl istersen öyle oluyor aslında her şey ve sen inadına başkasından biliyorsun. Atalarımız ‘’Ayağın taşa takılırsa kalbini yokla’’ demişler. Şimdi bazılarınızın şunu söylediğini duyar gibiyim ‘’ İşin manevi boyutundan neredeyse hiç bahsetmediniz’’ Bu boyutu gelin şöyle izah edelim. Daha doğrusu bazı sorular soralım. Bu binaları kim yapıyor. Binaları yaparken kontrolleri kimler yapıp onay veriyor.  Kocaman bir beton yığınını hiç uygun olmayan bir zemine kim yerleştiriyor ve buna kim müsaade ediyor. Tam zamanı gelmişken bir hasta haneye sadece uzaktan bakmamıza kim sebep oluyor. Zemin etüdü yapılmadan koca bir köyü eski dere yatağına kim yapıyor. Sele engel olacak ağaçları kimler kontrolsüz ‘’kontrollü’’ bir şekilde kesiyor. Manevi dünyamızı besleyen ve hayat prensiplerimizi belirleyen İslam’ın ‘’Temizlik imandandır’’ söylemine uyduğunu zannederek kendine göre ‘’temizleniyorum zaten’’ bilmişliği içinde kimler yoğruluyor. Sokakları kim kirletiyor. Dünya tedbir alırken hala kendi belirlediği hayat tarzının dışına kimler çıkmıyor. Ve bu yaptıklarını, tabii ki kılmayanları da var ama, namazını kıldıktan sonra kimler yapıyor.

İnsan…

Yaşanılan olaylara baktığımızda ve karşısındaki insan davranışlarına baktığınızda karşınıza derin bir toplumsal şizofreni vakası çıkıyor. Olduğunu söylediği fakat olmadığı bir insanı yaşayan insanlar. Bu afet diye nitelendirilen olayların karşısına gerçek insanı koyduğunuzda aynen sıfırın diğer sayılarla olan çarpım ilişkisinin sonucu gibi tüm olumsuz etkiler sıfırlanacaktır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın